Salı, Aralık 08, 2009
Laparoskopik Mide Bandı Ameliyatı (Lap-Band)
Pazar, Kasım 15, 2009
Çarşamba, Ekim 14, 2009
Tüp Mide (Sleeve Gasterectomy) Operasyonu Nedir? Video
Gastric Bypass Nedir? Video
Çarşamba, Temmuz 29, 2009
Mide Bandı (Kelepçesi) Nedir?
Mide Kelepçesi, morbid obez hastaların (Vücut Kitle İndeksi-VKİ>40 kg/m2) veya kilo ile ilişkili eşlik eden hastalığı bulunan şiddetli obezite hastalarının (VKİ>35 kg/m2) tedavisi için, obezite cerrahisinde kullanılan bir ameliyat tipidir. Mide Kelepçesi ameliyatı, midenin alışık olduğu yemek miktarını kısıtlayarak kilo vermeyi kolaylaştırmayı hedefler. Bu kısıtlamayı, midenin üst tarafına yerleştirilerek fonksiyonel mide büyüklüğünü, yumurta büyüklüğüne kadar azaltan bir kelepçe aracılığı ile gerçekleştirir. Gastric Bypass dan farklı olarak mide ve ince barsak anatomisini değiştirmez veya gastrointestinal kanalda kalori emilimini azaltmaz ve kelepçe operasyonu tamamen geri alınabilmektedir. Mide Kelepçesi, stomal çapı değiştirme olanağı sunan, şişirilebilir silikon bir prostetik cihazdır. Çapı artırmak kusmayı azaltırken, azaltmak fazla yiyecek alımını sınırlar. Bu prosedürün bir başka artı yanı da hastane yatış süresini, kesi yeri ağrısını ve kesi yeri fıtığı sayısını azaltan laparoskopik cerrahi ile gerçekleştirilebilmesidir. Ayarlanabilir silikon mide kelepçesi, 2001 de ABD de, FDA tarafından morbid obezite tedavisi için onaylanmıştır.
Genellikle obezite cerrahı, hangi marka ve tip kelepçenin hastaya en uygun olduğuna karar verir.
- Ülserasyon
- Gastrit
- Mide dokusunun tahrişi
- Aşınma (Kelepçe midenin dış dokusunu aşındırarak mide içerisine girebilir)
- Cilt enfeksiyonu
- Cilt kesi ağrısı
- Kelepçeden sıvı kaçağı
- Port yeri ağrısı
- Portun pozisyon değiştirmesi
- Kayma/kese dilasyonu (Mide parçasının kelepçe üzerine sarkması obstrüksiyona neden olabilir)
- Kabızlık
- Yemek yemede zorluk
- İshal
- Gastroözofajeal reflü
- Bulantı ve/veya kusma
- Geğirme
- Üst kese tarafından yutulan yemeğin ağıza gelmesi
Doç. Dr. Halil COŞKUN
Pazartesi, Temmuz 20, 2009
Gastric Bypass Ameliyatını Takiben Kilo Kaybının Mekanizması
Gastric Bypass (GB) ameliyatı sonrası mide hacmi küçüldüğü için hastaların daha çabuk doyup daha az yemek yediği bilinen bir gerçektir. GB’nin başarılı olmasının sebebi olarak en sık söz edilen iki mekanizma;
1. Malabsorpsiyon (gıda emiliminin azalması) 2. Dumping sendromu dur.
Klinik açıdan önem taşıyan ve dışkıdaki yağ miktarının artması ile karakterize olan Malabsorpsiyon, standart GB sonrası görülmemektedir. Dumping sendromu (bulantı, şişkinlik, kolik tarzı ağrı, ishal, baş dönmesi , terleme ve çarpıntı) tipik olarak yüksek karbohidratlı yemekler sonrası bazı hastalarda görülmektedir. Bu oluşan etkilerden dolayı bu sendrom hastalarda şeker gibi şişmanlatıcı yiyeceklere karşı negatif bir yaklaşım oluşturmaktadır.
GB sonrası gelişen Ghrelin sekresyonundaki bozulmanın iştahsızlık gelişiminde etkili olabileceği belirtilmektedir. Ghrelin enterik bir peptit olup bilinen ve dolaşıma katılan tek oreksijinen dir (iştah açıcı). Endojen seviyeleri yemek öncesi artıp, yemek sonrası azalmaktadır. Ghrelin genel olarak mideden ve az bir kısım da duodenumdan üretilir. Bu iki bölgede GB sonrası bypass edilir. Yenilen yemek Ghrelin salgılanmasındaki başlıca tetikleyici olduğu için ve bu yemeğin GB sonrası mide ve duodenuma temas edemiyor olması bu ameliyatın Ghrelin salgılanmasını bozduğu hipotezinin doğruluğunu kuvetlendirmektedir. 24 saatlik Ghrelin düzeylerinin araştırıldığı bir çalışmada; 1.5 sene önce GB yapılan hastaların değerlerinde, zayıf hastalara oranla %77 oranında azalma ve obez kontrol grubuna göre %72 oranında daha az salgılandığı görülmüştür.
Gastrik Bypass’ın Anti-Diyabetik Etkileri
GB tarafından en dramatik şekilde iyileşme gösteren obeziteye ilişkin yandaş hastalık Tip 2 Diabetes Mellitus’dur (DM). Diyabet hastalarının %82-98 oranında hastalıklarının tam olarak iyileşme gösterdiği belirtilmiştir. Yaklaşık 5.5 yıl süren, bozulmuş glukoz toleransı olan obez hastaların prospektif bir çalışmasında, obezite ameliyatlarının diyabetin ilerleme oranını 30 kattan fazla azaltığı gösterilmiştir. Böylece, GB geleneksel olarak progresif ve amansız bir hastalık olarak kabul edilen diyabeti tersine çevirmekte büyük ölçüde efektif olduğu görülmüştür.
GB ameliyatı sonrası önemli derecede kilo veren hastaların Adiponektin seviyelerinde ve kas insülin-reseptör konsantrasyonunda artış, buna ek olarak da lipidler ve yağlı acyl-Coenzim A moleküllerde azalma (insülin direncini neden olan moleküller) gösterilmiştir. GB indüklenmiş kilo kaybından sonra, minimal modellemeyle ölçülen insülin duyarlılığını yaklaşık 4-5 kata kadar artmıştır. Diyabetin azalması insülin duyarlılığında artış etkisi iyi bilinen kilo kaybına bağlanabilir, böylece glikoz toksisitesi ve lipotoksisitesi azaltılır ve hücre fonksiyonu iyileştirilir.
GB’nin insulin salgılanması etkisini düzeltmesinden sonra barsak hormonlarında olumlu değişiklikler oluşturur. Ghrelin ameliyat sonrası azalma ihtimali olan bir hormondur, Ghrelin’nin uyarılması insanlarda Ghreline bağlı indüklenmiş hiperglisemi yaratmasına rağmen, insülin seviyelerini bastırır. Glukagon Like Peptide-1 (GLP-1) hormonu ve Glukoz Bağımlı İnsülinotropik Peptide (GIP) enteral besinlere karşın insülin sekrasyonunu stimule eden klasik incretinlerdir. GB sonrası, mideye inen besinler, üstbarsağın bir bölümünü atlayarak son barsağa daha kolayca ulaşır. GB sonrası son barsaktan besinlerin daha büyük postprandiyal bolusu GLP-1 seviyelerini yükseltmektedir. Peptide YY (PYY) insanlarda yemek yemeyi ve vucut ağırlığını azaltığı gösterilmiştir. Bu da bir son barsak hormonu olduğu için, seviyeleri, GB den sonra, özellikle yemek yenildikten sonra artmaktadır ve buda kilo kaybına yardımcı olduğu düşünülmektedir.
Özetle; GB sonrası kilo kaybına ve iyileştirilmiş glukoz toleransını açıklayabilen mekanizmalar;
1. Erken doyma, küçük yemek porsiyonlarına ve negative şartlandırmaya sebep veren mide hacim küçülmesi 2. Tam olarak belirlenemeyen mekanizmalardan dolayı, Ghrelin sekresyonunun bozulması ve hafif malabsorsiyon yaratan üst barsağın bypassı 3. PYY ve GLP-1’nin salınımının artması ve besinlerin alt barsağa ulaşımının hızlandırılması 4. Konsantre karbohidratların alınmasından dolayı Dumping sendromunun oluşumu bazı insanlardaki kilo kaybına katkıda bulunur.
Cumartesi, Temmuz 18, 2009
Obezite de Enerji Dengesi ve Tedavisi

Obezite günümüzde tüm dünyada global bir epidemi halini almıştır. Obez insanların bazen insan üstü gayretine rağmen hızla yayılmaya devam etmektedir. Bu kişilerin gayreti fizyolojik mekanizmalar tarafından engellenmektedir. Her kişiye ait genetik olarak tanımlanan ve yağ dokunun miktarını belirleyen yağ doku kontrol merkezi vardır. Bu merkez vucut yağ oranından azalma olduğunda devreye girip iştah ve enerji harcaması üzerinde değişiklikler yapar ve bu sonuçta kilo kaybını engeller. Bu merkezin insanların açlık dönemlerinde kişiyi açlığa karşı korumak için geliştiği düşünülmektedir.
Bu vucut ağırlığını düzenleme sistemi, enerji dengesi nedeniyle cerrahi olmayan yöntemlerle uzun dönem kilo kaybı sağlayabilmeksi neredeyse imkansızdır. Diyet, egzersiz ve obezite ilaçlarıyla en fazla vucut ağırlığının %5-10’u arasında kilo vermek mümkündür ve bu yaklaşım bırakıldığında tekrar geri kilo alınımı nerdeyse kuraldır. Ancak önemle belirtilmesi gereken bir konu, küçük miktarlarda kilo verilmesi dahi obeziteye ait yandaş hastalıkların düzelmesinde verilen kilonun orana bağlı olmaksızın yardımcı olmaktadır. Yinede daha fazla kilo verilmesi ve bunun uzun sürede geri alınmaması bu yandaş hastalıkların düzelmesinde daha çok yardımcı olmaktadır ve bu hastalarda uzun dönemde oluşan psikolojik baskının ortadan kalkmasını sağlamaktadır.
Günümüzde uzun süreli kilo kaybı oluşturmanın en etkili yöntemi cerrahi tedavilerdir. Bu uygulamalarla vucüt ağırlığı ortalama %35-45 arasında azaltılıp, en az 10-15 yıl böyle kalmasına neden olmaktadır. Cerrahi sonrası kilo kaybı, obeziteye ait bugüne kadar belirlenmiş tüm yandaş hastalıkların azalmasına neden olur. Bunlar içinde şeker hastalığı (Tip 2 diyabet), hipertansiyon, dislipidemiler, alkole bağımlı olmayan karaciğer yağlanması, uyku apnesi, kalp hastalıkları, reflü özofajit, artrit, infertilite (kısırlık), stres inkontinans ve bacaklarda venöz staza bağlı ülserlerdir.
Net sonuç; yaşam kalitesinde artma ve ölüm riskinde azalmadır. Bir gerçek var ki obezite cerrahi bir girişimdir ve beraberinde komplikasyonlar taşır, ancak bu riskler obezitenin risklerinin yanında oldukça düşük düzeydedir. Aynı zamanda son yıllarda obezite cerrahisinin çok daha güvenli bir şekilde yapıldığı bilinmektedir.
Doç. Dr. Halil Coşkun

