Cuma, Ocak 27, 2012

Tüp Mide Ameliyatı Üzerine Güncelleştirilmiş Durum Bildirimi: 3. Rapor (2011)

Amerikan Metabolizma ve Obezite Cerrahisi Derneği Tüp Mide ameliyatının (TM) bir obezite cerrahisi prosedürü olarak kullanılmasıyla üzerine daha önce 2 durum bildirisi yayınlamıştı. Bu durum bildirimleri hastalar, doktorlar, hastaneler, sağlık sigortası muhatapları, medya ve diğerleri tarafından uzmanlık alanımızda yakından inceleme ve kanıta dayalı tetkik gerektiren yeni prosedürler ve konularla ilgili olarak yapılan başvurulara bir yanıt olarak geliştirilmişti. Obezite cerrahisinin gelişmekte olan alanında artan ya da değişen kanıtlara dayalı olarak güncellenmiş durum bildirimlerinin periyodik olarak sunulması bir zorunluluktur.

ABD’de Klinik Meseleler Komitesi ve Yürütme Kurulu, 2009 yılında TM konusunda durum bildirimi yayınlandığından bu yana literatürde TM ile ilgili önemli değişiklikler olduğunu ve yayınların sayısıyla niteliklerinin, güncellenmiş bir durum bildirimi yayınlanmasını gerektirdiğini belirlemiştir. 2009 yılındaki durum bildiriminden bu yana özellikle TM den sonra eşlik eden hastalıklarda iyileşme bildiren çok sayıda çalışma, kabul gören diğer obezite cerrahisi prosedürleri ile karşılaştırmalı çalışmalar ve uzun dönem sonuçları ortaya çıkmıştır. Öneriler yayınlanmış, meslektaş incelemesinden geçmiş bilimsel kanıtlara ve uzman görüşlerine dayalı olarak yapılmaktadır.

Bu durum bildirisi herhangi bir obezite cerrahisi prosedürü için yerel, bölgesel ya da ulusal bazda standart belirtme ya da belirleme amaçlı olmayıp, bu şekilde yorumlanmamalıdır.

Veriler

Tüp Mide (TM), genel olarak hacim kısıtlayıcı bir prosedür şeklinde düşünülmekle birlikte TM’den sonraki kilo kaybı mekanizmaları ve eşlik eden hastalıklarda görülen iyileşmeler, aynı zamanda mide rezeksiyonu ya da ince barsağa hızlandırılmış gıda geçişiyle ilgili nöro-humoral değişimlerle de ilişkili olabilir. TM’nin etkisinin metabolik mekanizmaları, aktif bir araştırma alanı olmaya devam etmektedir.

TM’nin bir obezite cerrahisi prosedürü olarak kullanılmasıyla ilgili 2009 yılındaki durum bildiriminde yer alan öneriler o zaman için tamamlanmış bulunan ve iki randomize kontrollü çalışma, bir non-randomize eşleştirilmiş kohort analizi ve 33 kontrolsüz olgu serisinden oluşan sistematik bir literatür incelemesine dayanmakta idi. O zaman için bildirilen TM’den sonraki genel ortalama fazla kilo kaybı yüzdesi (%EWL) %55 (ortalama 3 yıldan kısa izlem) idi ve büyük tek merkezli serilerdeki (n>100) komplikasyon oranları %15’e kadar yükselmekteydi. Sistematik incelemede (yüksek riskli hastaları da içeren) bildirilen kaçak, kanama ve daralma oranları sırasıyla %2.2, %1.2 ve %0.63 olup, ameliyat sonrası 30 günlük ölüm oranı ise yayınlanmış prosedürde %0.29 idi.

Şimdiki güncellenmiş bildirim (2011) için aynı araştırma stratejisi kullanılarak gerçekleştirilen güncellenmiş bir literatür araştırması yapıldı. Bu güncellenmiş araştırma, o zamanki önerileri desteklemek amacıyla ilgili sonuçların verilerini sunan son durum bildiriminden bu yana 69 adet çalışmanın yayınlanmış olduğunu ortaya çıkardı. Bu yeni literatür, genellikle Laparoskopik TM’nin kısa ve orta vadeli izlem sonuçlarıyla birlikte hali hazırda kabul edilmiş olan diğer prosedürlere (Gastric Bypass-GB ve Mide Bandı-MB) denk ya da üstün olduğunu gösteren çeşitli randomize kontrollü çalışmayı içermektedir. Listelenen randomize kontrollü çalışmalara ek olarak, TM’yi takiben GB ve MB’ye denk ya da daha üstün kilo kaybı sonuçları, diyabet gerileme oranları ve inflamatuvar belirteçlerle kardiyovasküler riskteki iyileşmelerle obeziteyle ilgili çeşitli eşlik eden hastalıklardaki iyileşmeleri gösteren çeşitli eşleştirilmiş kohort, prospektif ve olgu kontrol çalışmaları da yer almaktadır. TM’den sonra Tip 2 diyabetteki gerileme oranları tipik olarak, hasta popülasyonu ile izlem süresinin uzunluğuna bağlı olarak %60 ile %80 arasında bildirilmektedir. TM’den sonra diyabetin gerileme oranları üzerine yapılan sistematik bir inceleme 27 çalışma ile 673 hastayı içermiştir. Ortalama 13 aylık bir izlem süresi sonunda diyabet, hastaların %66’sında ortadan kalkmış, %27’sinde ise iyileşme göstermiştir. Kan şekerinde ortalama 88mg/DL, HbA1c ise ortalama %1.7’lik bir azalma söz konusudur.

Çeşitli çalışmalar, TM’den sonra çok sayıda klinik parametreye ek olarak yaşam kalitesinde de gerçekleşen önemli iyileşmeleri göstermiştir. GB’nin kilo kaybı, eşlik eden hastalıklarda azalma ya da diyabette gerileme açısından TM’den üstün olduğunu gösteren çeşitli olgu kontrolü ve retrospektif çalışmalar bulunmakla birlikte randomize kontrollü çalışmalar ise kilo kaybı (EWL %48’e karşı %66), eşlik eden hastalıklarda azalma ya da diyabette gerileme açısından TM’nin GB’ye denkliğini ya da üstünlüğünü ve TM’nin MB’ye üstünlüğünü göstermiştir.

TM’den sonraki komplikasyonlar üzerine yayınlanmış olan incelemeler, majör komplikasyon oranlarının 2009 yılında yayınlanan bildirimde yer alanlara eşit ya da daha az olduğunu ve yeni güvenlik endişelerinin ortaya çıkmadığını göstermektedir. TM’den sonra zımba hattı kaçakları ile kanama halen en ciddi komplikasyonlar olup, yayınlanmış büyük serilerdeki hastaların %1-3’ünde oluşmaktadır.

TM’den sonra gastroözofageal reflü (GERD) gelişimi çeşitli yayınlarda bildirilmiş olmakla birlikte TM’nin GERD üzerine etkisini değerlendiren yeni bir sistematik incelemede tutarsız sonuçlar bildirilmiştir. Daha kesin sonuçlar elde edilmesi amacıyla TM’nin GERD semptomları üzerine uzun vadeli etkileri ve hiatal herni bulunan hastalarda TM’nin rolü konusunda daha fazla çalışmaya gereksinim vardır. Ayrıca TM’nin, GB den sonra bildirilenden daha az beslenme eksikliğine neden olduğunu bildiren çalışmalar da vardır, ancak kesin bir sonuç çıkarmaya yetecek bulgular mevcut değildir ve TM’nin vitamin, mineral ve beslenme yetersizlikleri üzerine etkileriyle ilgili daha fazla bulgu gereklidir.

Bir takım büyük ölçekli kayıtlar da TM’den sonraki kilo kaybı ve komplikasyonları bildirmiştir. Amerikan Cerrahlar Birliği, Obezite Cerrahisi Merkezi Ağı, yakın zamanlarda TM, MB ve GB’nin morbidite ve mortalite ile yeniden hastaneye yatışın yanı sıra VKİ azalma ve kiloya bağlı eşlik eden hastalıkları da içeren 30 günlük, 6 aylık ve 1 yıllık boylamsal (n=28.616) bir veritabanı raporlanmıştır. Bu çalışmada TM’de riske göre düzeltilmiş morbidite, yeniden hastaneye yatış ve tekrar operasyon/müdahale oranlarının MB’ye göre daha yüksek olduğu, ancak tekrar operasyon/müdahale oranlarının MB ve GB’dekinden daha düşük olduğu bildirilmiştir. Mortalite açısından gruplar arasında farklılık söz konusu değildir. Bununla birlikte TM hastalarının VKİ ve risk profilleri MB hastalarınınkinden daha yüksektir. TM’den sonra kiloya bağlı eşlik eden hastalıklardaki azalma MB ve GB’nin arasında yer almaktadır. Michigan Obezite Cerrahisi İşbirliği, 25 hastanedeki 62 obezite cerrahı için 30 günlük komplikasyon oranlarını değerlendirmiş ve MB’den sonra %0.9, GB’den sonra ise %3.6 olan ciddi komplikasyon riskinin TM’den sonra %2.2 olduğunu bildirmiştir. Bir başka yayınında obezite cerrahisinden sonrası için bir risk tahmini modeli geliştirmek amacıyla 25.469 obezite cerrahisi hastasının kayıtları kullanılmış, TM’nin riskinin MB ile GB’nin riskleri arasında olduğu saptanmıştır. İspanya’dan büyük ölçekli bir ulusal prospektif kayıtta 17 merkezden 540 TM hastasının sonuçları raporlanmıştır. Morbidite oranı %5.2 olup, mortalite oranı ise %0.26’dır. Komplikasyonlar süper-obez hastalarda, erkeklerde ve 55 yaşından büyük olanlarda daha fazladır. Yirmi dört ayda kaybedilen fazla kilo kaybı yüzde ortalaması %72.4 +/- 31 dir. Bu hasta popülasyonunda hastaların %81’inde diyabet gerilemiş, %63.2’sinde de hipertansiyon iyileşmiştir. Onsekiz hastada ikinci aşama ameliyatı yapılmıştır.

Üçüncü Uluslararası Tüp Mide Zirvesi’nin, (3rd International Summit for Sleeve Gastrectomy) 19.605 TM operasyonu gerçekleştiren 88 cerrahtan gelen anket sonuçlarını da içeren verileri yayınlanmıştır. Bu hasta grubunda hastaların %2.2’sinde bir ikinci aşama operasyonu gerekli olmuştur. Cerrahlar tarafından 1,2,3,4 ve 5. yıllar için bildirilen kilo kaybı ortalama yüzdeleri sırasıyla %62.7, %64.7, %64.0, %57.3 ve %60.0 şeklindedir. Olguların %1.3’ünde (%0-10) proksimal zımba hattı kaçağı ve %0.5’inde de distal zımba hattı kaçağı oluşmuştur. Intraluminal kanama olguların %2.0’sinde oluşmuş olup, mortalite oranı %1 +/- %0.3’tür.

Son 5 yıl boyunca TM’nin dayanıklılığı önemli bir mesele olmuştur. Şu anki durumda TM’den sonraki uzun dönem (≥ 5 yıl) kilo kaybını raporlayan 5 çalışma ile rezeksiyonel olmayan düşey sleeve’in (non-resectional vertical sleeve) (Magenstrasse ve Mill prosedürü) uzun dönem sonuçlarını bildiren bir makale mevcuttur.

Sarela ve ark., bir ilk prosedür olarak TM geçiren 20 hastalarıyla uzun vadeli deneyimlerini yayınlamıştır. Bu grup için genel fazla kilo kaybı (EWL) yüzdesi ≥ 8 yıl için %68 olmuştur. İzlem periyodu boyunca, iki yıl sonra hastaların üçü takip dışı kalmış, dört hasta ise yetersiz kilo kaybı nedeniyle bir revizyon prosedürü (üç RYGB ve bir doedonal switch) geçirmiştir. Yalnızca TM yaptırmış olan ve uzun dönemli izlemi bulunan 13 hastanın ortalama EWL’si %68 iken, 13 hastanın 11’inde >%50’lik bir EWL oluşmuştur.

Bohdjalian ve ark., TM’yi ilk prosedür olarak yaptıran 26 hastalarının 5 yıllık izlem sonuçlarını bildirmiştir. Beş yılda ortalama EWL %55 şeklinde gerçekleşmiştir (dönüşüm yaptırmayan, n=21). Bu seride 26 hastanın 5’inde (%19.2) 10 kg’dan fazla yeniden kilo alımı olmuş, dört hasta ise (%15.4) ağır reflü (n=1) ve kilo verememe (n=1) nedeniyle GB’ye dönüşüm yaptırmıştır. Buna ek olarak Bohdjalian ve ark. yine bu hastaların bir alt kümesinde Ghrelin’in uzun vadede bastırıldığını göstermiştir. Himpens ve ark. ilk prosedür olarak TM geçiren 41 hastalarıyla uzun vadeli deneyimlerini raporlamıştır. Altı yıllık izlem döneminde 11 hasta duodenal switch’e dönüşüm yaptırmış olup, bu grupta 6 yıl sonundaki EWL %71 olmuştur (üçüncü yıldaki %60’lık EWL’den daha büyük bir oran). Yalnız TM geçiren 30 hastada ise EWL üçüncü yılda %77 ve altıncı yılda ise %53 şeklinde gerçekleşmiştir. Bu grupta bir miktar kilo artışına rağmen hastaların TM’yi kabullenme oranı yüksek olarak devam etmiştir. Bu ve diğer çalışmalar, muhtemelen GB’ye benzer şekilde TM’den sonra bir miktar kilo alma eğilimi bulunduğunu göstermektedir.

Özet ve Öneriler

Meslektaş incelemeli literatürde TM’den sonra kalıcı kilo kaybı, eşlik eden hastalıklarda iyileşme, uzun dönemli hasta memnuniyeti ve yaşam kalitesindeki iyileşmeyi gösteren önemli miktarda karşılaştırmalı ve uzun vadeli veriler artık yayınlanmaya başlanmıştır.

Bu nedenle de Amerikan Obezite ve Metabolizma Cerrahi Derneği, TM’yi ilk obezite cerrahisi prosedürü olarak kabul edilebilir bir seçenek ve planlanan aşamalı yaklaşımın bir parçası olarak yüksek riskli hastalarda bir ilk basamak tedavisi olarak onaylamaktadır.

Mevcut durumda yayınlanmış literatüre dayalı olarak TM’nin MB ile GB arasında yer alan bir risk/fayda profili bulunmaktadır.

Herhangi bir obezite cerrahisi prosedüründe olduğu gibi uzun vadede geri kilo alımı mümkün olup, TM durumunda bu durum yeniden müdahale ile etkili bir şekilde yönetilebilir. TM’nin ilk uygulanan bir prosedür olmasıyla alakalı bilgilendirilmiş onam formları diğer obezite cerrahisi prosedürlerinde sunulanlarla tutarlı olmalı ve uzun vadede yeniden kilo alımı riskini içermelidir.

TM prosedürü uygulayan cerrahların, meslektaş incelemeli literatürde prospektif olarak sonuç verilerini toplamaları ve raporlamaları teşvik edilmektedir.

Doç. Dr. Halil Coşkun


Çarşamba, Ocak 25, 2012

Obezite Kaderiniz Değil! Kilo Vermenin Ötesinde, Kaliteli Bir Yaşam İçin Obezite Cerrahisi

Doç. Dr. Halil Coşkun tarafından büyük bir titizlikle hazırlanan bu kitap da son yıllarda en etkili tedavi alternatiflerinden biri olarak kabul edilen Obezite Cerrahi Yöntemleri ve bu konuda bilinmesi gereken tüm detaylar yalın bir dille anlatılmaktadır

OBEZİTE KADERİNİZ DEĞİL!


Kilo Vermenin Ötesinde, Kaliteli Bir Yaşam İçin Obezite Cerrahisi


Değişen yaşam koşulları ve sağlıksız beslenme sonucunda giderek yaygınlaşan obezite, sadece yaşam kalitenizi düşürmez, birçok hastalığa da davetiye çıkarır. Bütün bunlarla baş etmek ve sağlıklı kilonuza kavuşmak artık elinizde.

Obezite Cerrahisi, obezite ve eşlik eden hastalıklarla mücade

lede en etkin ve kalıcı yöntemdir. İyileşmek için yıllarca beklemeniz gerekmiyor. İyileşme süreciniz, kararlılığınız ve yardım gerektiğini fark etmenizle başlar.

Unutmayın, obezite ile mücadelede yalnız değilsiniz!


Doç. Dr. Halil Coşkun

İnternet Satış:

Pazartesi, Ağustos 23, 2010

Kilo Kaybı Ameliyatından Sonra Yeniden Kilo Almanın Tedavisi

Ameliyat, önemli ölçüde kilo vermek için güçlü bir “araç” sağlar, ancak uygun bir bakım olmazsa bu “araç” etkinliğini kaybederek yeniden kilo almaya yol açabilir.

Kilo Almayı Önlemenin Temelleri
Yeniden kilo almayı önlemenin temeli eğitim ve düzenli takipdir. Hem ameliyattan önce, hem de ameliyattan sonra hastalara, başarılarını optimize etmek için ameliyatlarını nasıl kullanacaklarının öğretilmesi gerekir. Optimum eğitim; ameliyat sonrası diyette danışma, davranışsal değişim ve ekzersiz konularını içermelidir.
Yeniden kilo alan bir hastayla görüştüğümde öncelikle, beni görmeye gelme cesaretine sahip olduğundan dolayı kendisini kutlarım. Vizit sırasında başlıca odaklandığım şey, yeniden kilo almanın; anatomik bir problemden mi (ameliyatta yanlış giden bir şeyler), medikal bir problemden mi yoksa davranışsal bir problemden mi (eski alışkanlıklara dönüş) kaynaklandığının anlaşılmasıdır.
Yeniden kilo alma konusunu çözerken aşağıdaki soruları sormak oldukça yardımcı olmaktadır;
1. Günde kaç kere yemek yiyorsunuz?
2. Günde kaç kere acıkıyorsunuz?
3. Hiç doyduğunuzu hissediyor musunuz, hissediyorsanız ne kadar sürüyor?
4. Bir oturuşta ne kadar yemek yiyebilirsiniz?
5. Mide ekşimesi ya da reflü yaşıyor musunuz?
6. Herhangi bir yeni ilaca başladınız mı?
7. Enerji düzeyiniz nasıl?
8. Yaşantınızda yeni ya da devam eden stres faktörü var mı?
9. Yeniden kilo almanızın nedeni hakkında ne düşünüyorsunuz?
Eğer bir hasta aniden daha büyük öğünler tolere edebilmeye başlamışsa, artan sıklıkta açlık hissi yaşıyorsa ya da yeni veya tekrarlayan reflüsü varsa o zaman, daha çok bir anatomik problemle (ameliyatta kötü giden birşeyler) karşı karşıya olunduğundan şüphe edilmelidir. Anatomik problemlerin tanısı en iyi şekilde, üst gastrointestinal endoskopi ile konur.
Aşağıda yeniden kilo almanın bazı anatomik nedenleri yer almaktadır;

Anatomik
  • Poş genişlemesi (Mide Bandı için)
  • Mide bandı problemleri (balon kaçağı, tüpte delik, port bağlantısının kesilmesi, band ta kayma, band migrasyonu vb)
  • Anastomotik genişleme (Gastric Bypass için)
  • Mide hacim genişlemesi (Tüp Mide için)
Yeniden kilo almaya yol açabilen bazı medikal durumlar da vardır. En yaygın olanlarını aşağıda listeledim. Bunların çoğunun tanısı, iyi bir medikal öykü ve kan testleri ile konulacaktır.

Medikal

  • Gebelik
  • Tiroid hastalıkları
  • Adrenal hastalıkları
  • Yeni ilaçlar
  • Böbrek ve/veya kalp problemleri
Deneyimlerime göre kilo kaybı ameliyatından sonra yeniden kilo almanın anatomik ve medikal nedenleri oldukça nadirdir, ancak mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Hastaların büyük çoğunluğunda yeniden kilo alma hastanın eski, sağlıksız alışkanlıklarına tekrar geri dönmesinin sonucudur.
İyi haber, erken müdahale ve hastayla özel konuları ele almakla, sıklıkla hastanın yeniden kilo almasının önlenebildiğidir.
Doç. Dr. Halil Coşkun

Obezite Ameliyatlarından Sonra Gebelik

İstatistiklere göre hamileliklerin %40-50’si planlanmadan olmaktadır, bu nedenle obez genç kadınları gebeliklerini kilo verdikten sonraya ertelemeleri konusunda uyarmak zordur.

Obezitenin Cerrahi Tedavisi Tabloya Nasıl Uymaktadır? Ya da Uymakta mıdır?
Obez gebeliklerin tehlikelerini bilmemek, problemin yalnızca bir parçasıdır. Diğer parçası ise kilo almaya yatkın olanlarda kilo vermeyi başarma, hatta kararlı bir kiloyu sürdürme için etkili yollara erişme eksikliğidir. Kilo kaybı ameliyatı neden(ler)ine bakılmaksızın gerçek şudur ki, hızla artan sayıda daha genç yaşlardaki kadınlar kilo kaybı operasyonu yaptırmaktadır. Çoğunluğunun hamile kalması beklenmektedir. Aslında obezite, kısırlığın yaygın bir nedenidir ve ameliyatla veya diğer yollarla kilo kaybı, sıklıkla bu tür kısırlığı tedavi etmektedir.
Ameliyat olmayı düşünen ya da ameliyat yaptırmış olan kadınlar, gebelik sonuçları üzerindeki etkileri hakkında neler bilmelidirler?
Öncelikle iki önemli operasyon arasındaki farkları bilmek önemlidir.
Operasyonun bir türü (Mide Bandı), midenin üst kısmına ayarlanabilir bir band yerleştirilerek küçük bir mide poşunun oluşturulduğu “mide hacmini kısıtlayıcı” ameliyattır. Şişirilen band, gıdaların bandın altındaki büyük mideye geçmeleri için çok küçük bir açıklık bırakır. Bu, küçük miktarlardaki katı gıdaların mide poşu duvarını gererek bir tokluk hissi oluşturmasının yanında aynı zamanda katı gıdaların küçük poştan boşalmasının yavaşlamasına da neden olur. Katı gıdalar açıklığı tıkamadığı sürece sıvılar ve eriyen gıdalar (çikolata, kurabiye, cips) doğrudan geçerler.
Diğer operasyon türü ise (Gastric Bypass) hem mide hacminde kısıtlama hemde alınan gıdaların emiliminde azalma sağlamaktadır. Şüphesiz operasyonların kısıtlayıcı eylemleri, özellikle de hasta eğer hızlı yiyorsa ve çiğnemesi yetersiz ise kusmaya neden olabilir. Yeterince büyük iseler haplar ve kapsüller de benzer şekilde kusmaya neden olabilirler.
Gebelik Sonuçları Üzerindeki Etkiler
Her zaman için, kilo kaybı ameliyatı geçiren ve gebe kalma kapasiteleri bulunan genç kadınların, hızlı kilo kaybı evresi boyunca ve ameliyatlarından en az 18-24 ay sonrasına kadar gebeliği önleyici önlemleri almaları önerilmektedir. Kilo kaybı ameliyatlarının tümünden sonraki gebelik sonuçları genel olarak, obez gebeliğin sonuçlarından daha iyidir. Hatta anneler ameliyatlarından sonra yine de obez olsalar bile sonuçlar, hiç ameliyat olmamalarından daha iyidir.
Bununla birlikte unutmamak gerekir ki; anne eğer kusmaya, ishale ve güçsüzlük hissine karşı önerilen tavsiyeleri izlemekte başarısız olursa, kilo kaybı operasyonlarının neden olduğu risklere karşı farkında olması önemlidir. Doğum öncesi bakımın bir parçası olarak hastalar, önerilen takviyeleri almalı ve kritik besinlerin kan düzeyleri izlenmelidir. Obezite ameliyatı geçiren tüm hastalar için söz konusu olduğundan, yeme ve kusma ile ilgili kurallar izlenmelidir.
Obezite ameliyatından sonraki sonuçlar için en son bilgiler, “Sağlıklı kilo alma” ilkelerinin gözden geçirilmesi gerektiğini öne sürmektedir. Institute of Medicine of the National Academy of Sciences’e (Ulusal Bilim Akademisi Tıp Enstitüsü) göre genellikle 20-26 kg/m2 arasında bir VKİ’leri olan normal kilolu kadınların 10-15 kg almaları önerilirken “yüksek aralık”ta bulunanların (VKİ 26-29 kg/m2) ise “önerilen kilo alma hedeflerinin en fazla 7 kg” olması önerilmektedir.
Çarpıcı bir şekilde artan obez kadın sayısı, şiddetli obez kadınlarda (VKİ 35 kg/m2 den büyük) gebelik kilosu değişimi üzerine daha fazla istatistik sağlayarak yeni yönergelerin geliştirilmesine olanak sağlamıştır. Obez kadınlar sıklıkla gebelik esnasında kilo verirler ve kilo kaybı ameliyatından sonraki sonuçlar, hatta önerilmeyen hızlı kilo kaybı evresindekiler bile herhangi bir kilo alımı olmamasına karşılık sağlıklıdır. Yine de ameliyatın öncesinde ve sonrasında gebelik sonuçlarını optimize etmek üzere gerekli olan vitaminler, mineraller ve diğer besinlerin izlenmesi ve takviye edilmesi asla unutulmamalıdır.
Çocuklar Üzerindeki Etkiler
Obez anneler, zayıf annelerden daha sık olarak yaşına göre küçük ya da aşırı zayıf bebekler doğururlar. Ancak son zamanlarda, ufak bebeklerin “sağlıklı” oldukları fark edilmiştir. Gerçekte ufak (ve hatta prematüre) bebekler için hızlı kilo almak, tehlikelidir. Hızlı kilo, sıklıkla çocukluk obezitesine yol açmaktadır. Obez gebeliklerin ve erken büyüme uygulamalarının pek çok probleme neden olacağını kavramak önemlidir. Eski deyimler artık kabul edilebilir değildir: “şirin, tombul bebek”, yuvarlak tombul yanaklar “sağlıklı bebek”in belirtileri değildir.
Obez kadınlar, obez olmayan kadınlar kadar yaygın bir şekilde emzirme ile beslemezler. Obez kadınlar emzirdiklerinde de bunu, çok daha kısa bir dönem için yaparlar. Daha kısa emzirme uygulamaları, daha fazla doğum öncesi kilo ve çocukta artan obezlikle ilişkilidir. Emzirme ile beslemeyi teşvik etmek için herşey yapılmalıdır. Çok sağlıklı ve karşılığı görülen bir uygulama olup, anne ve çocukta obeziteyi önleyici bir rolü vardır.
Sonuçlar
Obez gebelikler tehlikeli gebeliklerdir. Kilo kaybı ameliyatını takiben gebelikler anne ve çocuk için obez gebeliklerden daha güvenlidir. Kiloya bakılmaksızın kilo kaybı ameliyatı sonrası gebelikler;
a.) Ameliyattan sonraki ilk 18 ay boyunca önlenmelidir.
b.) Takviye alımını yönlendirmek üzere besin yetersizlikleri için izlenmelidir.
Kilo Kaybı Ameliyatı Geçiren Gebe Kadınlar İçin Öneriler
Yemek yeme davranışı. Kusma riskini azaltmak için:
  • Minimum stres ve dikkat dağılması ile yavaşça yiyin
  • Diyetinizi sıvılardan yarı katı gıdalara, sonra da katı gıdalara ilerletin
  • Küçük porsiyonlar yiyin
  • Yutmadan önce iyi çiğneyin
  • Doygunluk hissederseniz, yemeyi bırakın
  • Yemeğinizle birlikte bir şey içmeyin – yemekten sonra en az bir saat bekleyin
Kusmaya karşılık verme. Kusarsanız ya da geri çıkarırsanız:
  • Nedenlerini bulmaya çalışın
  • Dört saatliğine bir şey içmeyin
  • Diyetinizi yavaş bir şekilde ilerleterek sıvılarla başlayın.
  • İlerleme esnasında bulantı ya da kusma oluşursa 12 saat için ağızdan bir şey almayın
  • Yukarıdaki önlemlere rağmen kusmaya devam ederseniz cerrahınızla temasa geçin
Doç. Dr. Halil Coşkun

Salı, Haziran 29, 2010

Hangi Obezite Cerrahi Prosedürü Benim için En “Doğru” Seçimdir?


Kilo kaybı ameliyatının, önemli miktarda ve sürekli kilo kaybı sağlamada etkili olduğu artık tüm bilimsel yayınlarda gösterilmiştir. Günümüzde arzu edilen bu sonuca ulaştıran çeşitli farklı kilo kaybı ameliyatları mevcuttur. Bu nedenle kilo kaybı ameliyatı düşünen hastalardan en sık aldığım sorulardan bir taneside; “Hangi prosedürün benim için uygun olduğuna nasıl karar vereceğim?” sorusudur.
Kilo Kaybı Cerrahi Ameliyatlarının Etkinliği
Benim görüşüm, bugün en yaygın olarak yapılan kilo kaybı ameliyatlarının (mide bandı, gastric bypass, tüp mide ve mide balonu) HER BİRİNİN, aşağıdaki şartlar gerçekleştirildiğinde etkin olduğudur; * Yetkin bir cerrah tarafından yapıldıklarında * En önemlisi de bu ameliyatların, işbirliği yapmayı dileyen bir hasta üzerinde uygulandıklarında
Hasta hangi prosedürü seçerse seçsin kilo kaybının temeli hastanın, kilo kaybı operasyonunu yaşam tarzı değişikliği uygulamada kullanmasını sağlamaktır. Mevcut ameliyatlardan her biri gerçekten de açlığı ve porsiyon büyüklüğünü kontrol etmeye yardımcı olan bir “araç”tır, ancak hepsi budur! Gerisi hastaya kalmıştır.
Bununla birlikte mevcut “araç”lar arasında bazı farklılıklar vardır. Aşağıda bir hastanın, hangi ameliyatın uygun olduğuna karar verirken göz önüne alması gereken bazı hususlar yer almaktadır.
Ameliyat Türünü Seçerken Dikkate Alınacak Hususlar
* Beklenen Kilo Kaybı: Genel olarak Gastric Bypass ameliyatı hastaları fazla kilolarının yaklaşık %70’ini, Tüp Mide hastaları yaklaşık %40-60’ını ve Mide Bandı (Kelepçe) hastaları da yaklaşık %50-60’ını verirler. Ancak tüm bunlar; hastanın ne kadar iyi takip edildiğine ve hastanın, uzun vadede başarıyı sağlamak üzere yapılması gerekli olan tüm yaşam tarzı değişikliklerine ağırlık verip vermemesine bağlıdır.
* Kilo Kaybının Güvenilirliği: Gastric Bypass ve Tüp Mide hastaları, hemen her zaman yukarıda söz edilen beklenen kilo kaybına ulaşırlar. Bu hastaların kilo kaybetmelerinden değil; zamanla yeniden kilo almalarından endişe ediyorum. Bu durum, kilo kaybı operasyonlarından sonraki ilk bir yıl içerisinde gerekli yaşam tarzı değişikliklerini yapmadıklarında oluşmaktadır. Mide Bandı ile kilo kaybı ise çok daha değişkendir. Bazı hastalar fazla kilolarının %70-90’nını (beklenenin %50-60 olduğunu hatırlayın) kaybederken, bazıları ise çok daha az kaybedebilirler. Görüyorsunuz ki bir band ile birlikte hastalar takip edilmezse ve yaşam tarzı değişikliği üzerinde HEMEN çalışmazsa, kilo kaybını etkileyeceğidir. İyi haber ise, bir Mide Bandı hastası kilo kaybettiğinde, hemen her zaman kilo almaktan uzak durmasıdır, çünkü kilodan uzak durmak için yaşam tarzı değişiklikleri yapmaları zorunludur ve bu durum, HERHANGİ BİR kilo kaybı operasyonu için de kilodan uzak tutmaktadır.
* Hızlı ya da Yavaş: Gastric Bypass ve Tüp Mide hastaları tipik olarak başlangıçta haftada 2,5-3 kg verecek ve operasyondan 12-15 ay sonra da beklenen kilo kaybına ulaşacaklardır. Diğer taraftan Mide Bandı hastaları ise daha yavaş ve istikrarlı bir kilo kaybı (haftada 0,5-1 kg kilo verme) görme eğilimindedirler ancak ameliyattan yaklaşık iki yıl sonrasında beklenen kilo kayıplarına ulaşıncaya kadar bu şekilde devam ederler.
* Bilinmeyenin Korkusu: Gastrik Bypass ile Mide Bandı uzun vadeli etkilerini araştıran güvenilir çalışmalar vardır. Her iki operasyonunda güvenli oldukları, önemli miktarda kilo kaybı ile kiloya bağlı tıbbi problemlerde iyileşmeye yol açtıkları ve en önemlisi de kilo kaybını sürdürdükleri görünmektedir. Bu noktada Tüp Mide için aynı şey söylenemez. Kuşkusuz halihazırda mevcut çalışmalar bu operasyonun güvenli ve etkili olduğunu göstermektedir, ancak operasyonun yeni olması nedeniyle bu operasyondan 5 ya da 10 yıl sonra hastalara ne olacağını henüz bilmemekteyiz. Yeniden kilo alacaklar mı? Bu kadar çok midenin kaldırılmasından dolayı problem yaşanacak mı? Henüz bu soruların cevapları tam olarak bilinmemektedir.
* Takip Edilebilirlik: Mide Bandının etkili olmasını sağlamak için bandın ayarlanması GEREKİR. Ameliyattan sonraki ilk yıl içinde Mide Bandı hastaları tipik olarak Gastric Bypass ya da Tüp Mide hastalarından daha sık kontrole gelmektedirler, böylelikle bir Mide Bandı hastasının maksimum kilo kaybına ulaşmak için bu takip randevularını gerçekleştirebilmesi önemlidir.
* Cezalandırma Faktörü: Gastric bypass hastaları, şeker içeren besinler aldıkları takdirde çok büyük bir olasılıkla “Damping Sendromu” yaşayacaklardır. Şekerli bir gıda aldıktan sonra kalpleri hızlanmaya ve terlemeye başlarlar, şiddetli karın ağrısı ile baş dönmesi çekerler ve çoğu kez ishal olurlar. Bu durum, geçmişte problem yaşamalarına neden olabilen bu besinlerden uzak durmalarına gerçekten de yardımcı olacaktır. Bazı hastalar, ameliyatlarından sonra “hile” yaparlarsa, ameliyatlarının kendilerini cezalandıracağını bilme fikrini sevmektedir. Mide Bandı ve Tüp Mide hastaları için ise Damping Sendromu yoktur, bu yüzden de tatlılar söz konusu olduğunda, gıda seçimlerinde daha disiplinli olmaları gerekir.
* Yabancı Cisim Korkusu: Mide Bandı hastalarının, yaşamlarının geri kalanında içlerinde bulunan bir bandla birlikte ÇOK rahat olmaları gerekmektedir. Hastalar sağlıklı bir kiloya kavuştuğunda band çıkartılıp alınmamaktadır. Lütfen yeterli kilo kaybı elde ettikten sonra bandın çıkartılmasını talep etmeyiniz, aksi taktirde tekrar geri kilo almanız mümkün olabilir.
* Tersine Çevrilebilme: Bazı hastalar band taktırmayı seçerler, çünkü obezite için “tedavi” bulunduğunda ya da diğer bazı “problem”leri yaşadıklarında bandın çıkarılabileceğine inanmaktadırlar. Bandın çıkarılmasının oldukça basit olduğu doğru olmakla birlikte cerrahın bandı çıkartması için birkaç neden vardır. Ayrıca duymuş olabileceğiniz negatif bilgilere rağmen Gastric Bypass ameliyatıda aynı şekilde geri çevrilebilmektedir. Kuşkusuz bir bypassı tersine çevirmek bir bandı çıkartmaktan daha uğraştırıcı ve zordur, ancak yine de yapılabilir. Ne var ki Tüp Mide ameliyatı geri çevrilemez.
* Korku Faktörü: Pek çok hasta Gastric Bypass ya da Tüp Mide den korkar, çünkü “daha invazif” ve bu nedenle de daha tehlikeli olduğu hissine kapılırlar. Gastric Bypass ile Tüp Midenin daha büyük operasyonlar olduğu doğru olmasına rağmen komplikasyon oranları Mide Bandın dan çokda yüksek değildir.
* Sonuç: Cerrahınızın, sizin için “en iyi” operasyonun hangisi olduğunu söyleyebilmesini sağlayacak bir bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Ameliyat için iyi bir adaysanız HERHANGİ BİR kilo kaybı operasyonu büyük bir olasılıkla iyi gelecektir.
Sonuçta siz kendinizi bilirsiniz ve hastaların, hangi operasyonun kendileri için uygun olduğuna en iyi kendilerinin karar vereceğine inanıyorum.

SİZİN için uygun olduğunu hissettiğiniz operasyon, büyük bir olasılıkla sizin için doğru olanıdır!

Doç. Dr. Halil Coşkun


Obezite Cerrahisi Sonrasında Hangi Vitaminlere Gerçekten İhtiyacım Var?


Kilo kaybı ameliyatlarından sonra çoğu insanın benimsemek zorunda olduğu yeni alışkanlık, her gün vitamin almaktır. “Gerçekte ne almam gerekir?” sorusunu cevaplarken ilk ve en önemli cevap şudur: “Doktorunuz ne öneriyorsa onu alın”...

Sürecin bir yerinde doktorunuz muhtemelen size prosedürünüze dayalı olarak ameliyattan sonra almanız gereken vitaminlerin bir listesini vermiştir. Ayrıca doktorunuz laboratuar sonuçlarınıza baktığında sadece sizin için çok özel önerilerde bulunabilir.
Genel olarak söylemek gerekirse ameliyattan sonra takviye almanın üç nedeni vardır;
1- Daha az gıda alsanız bile yeterli vitamin ve mineral aldığınızdan emin olmak için 2- Prosedürünüzden dolayı daha büyük bir riski bulunan yetersizlikleri önlemeye yardımcı olmak için 3- Bazı durumlarda beslenme yetersizliğinin tedavisi için
Ameliyattan sonra alınan takviyelerin en yaygın türleri multivitaminler, kalsiyum, B12 vitamini ve demirdir.
Multivitaminler
Bir obezite ameliyatı geçirdiğinizde, hangi prosedür uygulanmış olursa olsun kilo vermenizin temel bir nedeni daha az yemenizdir. Kişiler daha az yediklerinde, her gün gerekli olan vitamin ve minarellerin herbirini elde etmeleri güçtür – gerçek şudur ki insanların çoğu, istedikleri kadar yemek yeseler bile bunu yapamazlar.
2008 yılında, 210 ameliyat geçirmiş hastayı iki yıl izleyerek yedikleri besinleri Dietary Referance Intake (DRI) (Önerilen diyet miktarı) ile karşılaştıran bir çalışma yapılmıştır. Ameliyattan sonra daha iyi yeme eğiliminde olan hastaların bile A vitamini, C vitamini, kalsiyum, demir, B1, B3, B6, folat, biotin ya da pantotenik asitin (B5) minimum miktarını bile alamadığı ortaya çıkarılmıştır.
Almanız gereken multivitamin türü geçirdiğiniz ameliyat tipine göre farklılık gösterebilir ve çoğu hastadan tüm vitaminlerin günlük değerlerinin yüzde 100’ü ile ufak miktarlarda mineralleri içeren birşeyler almaları istenir. Bir multivitaminin kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi minerallerin günlük değerlerini içerme olasılığı çok düşüktür. Kendilerini “komple” olarak niteleyen ürünler, aslında tüm vitamin ve mineralleri sağlamayabilir, bu nedenle etiketleri dikkatlice okumak gerekmektedir.
Kalsiyum
Mayo Klinik’ten doktorlar, yakın zamanlarda geçmiş 20 yılda obezite ameliyat yaptırmış olan 97 hastayı incelemişlerdir. Bu hastaların 21’inde, toplam olarak 31 adet kırık olgusu bulmuşlardır – bu, genel popülasyonun kırık riskinin iki katından fazladır. Kırıkların çoğu ameliyattan sonra ortalama yedi yılda, öncelikli lokasyon olarak el ve ayaklarda oluşmuştur. Diğer kırık bölgeleri kalça, omurga ve üst koldur.
Kemik kaybı tüm obezite ameliyat türlerinden sonra mevcut bir risk olup, yeterli miktarda kalsiyum almak kemik kaybının önlenmesinin önemli bir parçasıdır. American Society for Metabolic and Bariatric Surgery’nin obezite ameliyatlarından sonra önerdiği kalsiyum alımı aşağıdaki gibidir:
· Ayarlanabilir Mide Bandı (Kelepçe): 1.500 mg kalsiyum
· Gastrik Bypass: 1.500 - 1.800 mg kalsiyum sitrat
· Duodenal Switch: 1.800 - 2.400 mg kalsiyum sitrat
B12 Vitamini
B12’nin emilimi için mide çok önemlidir. Bunun nedeni, mide asitinin kandan B12 salınmasına yardımcı olması ve mide tarafından üretilen bir diğer madde olan intrinsek faktörün B12 emilimi için gerekli olmasıdır.
Gastric Bypass ve Tüp Mide gibi obezite cerrahi prosedürleri, B12 emilimini daha zor hale getirmektedir. Sıklıkla, bu prosedürleri yaptıran kişilerin enjeksiyon, burun spreyi ya da dil altı tablet olarak ilave B12 alması gerekmektedir.
Demir
Düşük demir ya da demir yetmezliği anemisi, bir obezite cerrahisi komplikasyonu olabilir, ancak özellikle gastric bypass’tan sonra yaygındır.
Gastrik bypass’tan sonra demir düzeylerini sürdürmek daha zordur, çünkü demirin emildiği başlıca bölge olan oniki parmak barsağı bypass edilmiştir. Pek çok doktor hastaların, yetmezlik gelişmesine karşı korunmak üzere önleyici olarak demir almalarını önermektedir.
Diğer Besinler
Beslenme ile ilgili laboratuar sonuçlarınıza ve programlarınızın özgün konularına bağlı olarak diğer besinleri almanız istenebilir. Bazı yaygın besinler D vitamini, Tiamin (B1) ve protein takviyelerini içerir ancak başkaları da söz konusu olabilir. Burada doktorunuzun tavsiyesi dikkate alınmalıdır.
Sonuç
Son bir öneri: vitaminlerinizi almazsanız işe yaramazlar. Birçok kişi ne almaları gerektiği ile aşırı ilgilenir, ancak gerekli besinleri günlük bazda almakta iyi bir iş çıkarmazlar. Ayrıca ameliyattan bir ya da iki yıl sonrasına kadar vitaminlerini almak, pek de yaygın olmayan bir şey değildir ancak, zamanla bırakabilmektedirler.
Beslenme yetersizliklerinin çoğunu önlemek, tedavi etmekten daha kolaydır ve bir kez ameliyat oldunuz mu bir problem oluşma riski hiçbir zaman kaybolmaz.
Temel beslenme programınıza bağlı kalmak, hem sağlığınızı hem de başarınızı sağlamaya yardımcı olacaktır.

Doç. Dr. Halil Coşkun